← Tüm yazılar

Gelişim & İlişkiler

İlişkilerimizde Neden Hep Aynı Şeyleri Yaşıyoruz? (Bağlanma Stillerimiz)

İlişkilerinizde tekrarlayan kalıplar, terkedilme korkusu veya yakınlaşmaktan kaçınma hissi mi yaşıyorsunuz? Çocuklukta şekillenen bağlanma stillerimizin yetişkinlik ilişkilerimizi nasıl etkilediğini ve bu döngülerin nasıl değiştirilebileceğini keşfedin.

Hiç kendinizi bir ilişkinin ortasında durup şu soruları sorarken buldunuz mu?

• “Acaba beni gerçekten seviyor mu, yoksa bir gün çekip gidecek mi?”

• “Biri bana biraz fazla yakınlaşınca neden içimden hemen arkama bakmadan kaçmak geliyor?”

• “Neden hissettiklerimi anlatmak veya partnerimden ilgi istemek bana bu kadar zor geliyor?”

Aslında romantik ilişkilerimizde, arkadaşlıklarımızda hatta kriz anlarında verdiğimiz tepkilerin arkasında çok tanıdık bir rehber var: Çocukluğumuz.

Küçük bir çocukken ihtiyaçlarımız hissettiğimizde bize uzatılan eller, o ellerin ne kadar sıcak ya da ne kadar mesafeli olduğu, bugün bir yetişkin olarak “bağ kurma” biçimimizi şekillendiriyor. Psikolojide buna Bağlanma Teorisi diyoruz; ama özetle buna “ilişkilerdeki iç pusulamız” da diyebiliriz.

Gelin, bu pusulanın bizi nerelere götürdüğüne birlikte bakalım.

bağlanma Çeşitleri

Siz Hangi “Bağlanma Limanındasınız”?

  1. Güvenli Bağlanma: “Birlikte de İyiyiz, Yalnız da”

Eğer çocukken “İhtiyacım olduğunda yanımda olan birileri var” hissiyle büyüdüyseniz, muhtemelen bugün ilişkilerinizde daha sakinsinizdir.

• Duygularınızı açmaktan, “Seni seviyorum” ya da “Bu beni kırdı” demekten korkmazsınız.

• Tartıştığınızda dünya başınıza yıkılmış gibi hissetmezsiniz; oturup konuşabileceğinize inanırsınız.

• Partnerinize alan tanır, kendi alanınızı da korursunuz.

  1. Kaygılı Bağlanma: “Lütfen Beni Bırakma”

Çocukluğunuzda ilgi ve sevgiyi bazen bolca bulup bazen de aniden bulamadıysanız, zihniniz “Her an yalnız kalabilirim” alarmı vermeye alışmış olabilir.

• Partneriniz mesajınıza biraz geç cevap verdiğinde zihninizde senaryolar yazmaya başlayabilirsiniz.

• Sürekli bir “Beni hâlâ seviyor mu?” onayına ihtiyaç duyabilirsiniz.

• Karşı tarafın en ufak bir mod değişimini kendi üstünüze alınıp kaygılanabilirsiniz.

  1. Kaçınan Bağlanma: “Ben Kendi Kendime Yeterim, Kimseye İhtiyacım Yok”

Eğer küçükken duygusal ihtiyaçlarınız görmezden gelindiyse veya “Ağlama, büyütülecek bir şey yok” denilerek büyütüldüyseniz, kendinizi korumak için kalın duvarlar örmüş olabilirsiniz.

• Biri size duygusal olarak çok yakınlaştığında istemsizce bir rahatsızlık hissedip geri çekilebilirsiniz.

• Sorunları konuşmak yerine “Tamam uzatmayalım” deyip konuyu kapatmayı veya ortamdan uzaklaşmayı seçersiniz.

• İçten içe sevilmek isteseniz bile, zayıf görünmekten ya da bağımlı olmaktan çekinirsiniz.

  1. Karmaşık (Düzensiz) Bağlanma: “Sana Gelmek İstiyorum Ama Senden Korkuyorum da”

Büyüdüğünüz evde güven duymanız gereken kişiler aynı zamanda bir kaygı veya korku kaynağıysa, duygularınız biraz karışık seyredebilir.

• Bir gün partnerinize sırılsıklam sarılmak isterken, ertesi gün ondan tamamen uzaklaşmak isteyebilirsiniz.

• İçinizde sürekli bir “Yaklaş ama çok da yakın olma” çatışması yaşanır.

-–

Peki, Bu Bizi Hayat Boyu Bağlar mı?

En güzel haberi sona sakladım: Hayır, bu bir kader değil.

Zihnimiz ve bağ kurma biçimimiz esnektir. Küçükken öğrendiğimiz bu kalıplar, yetişkinlikte farkına vardıkça ve üzerinde çalıştıkça değişebilir. Psikolojide buna “Kazanılmış Güvenli Bağlanma” diyoruz. Yani geçmişiniz nasıl olursa olsun, bugün kendinize ve ilişkilerinize daha güvenli bir alan açmanız mümkün.

Kendi yolculuğunuzda ilişkilerinizdeki bu kısır döngüleri fark etmek, kendinize daha şefkatle bakabilmek ve daha sağlıklı bağlar kurabilmek için profesyonel bir destek almak harika bir başlangıç olabilir.

-–

Kaynaklar

  • Bowlby, J. (1982). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment (2nd ed.). Basic Books.